24 Eylül 2014 Çarşamba

SELAM SONBAHAR...


Kana kana buzlu suları içemeden,çeşit çeşit dondurmaları gönlümüzce yiyemeden,kulaç kulaç derinlerde çok fazla yüzemeden puslu sonbahar sabahlarına günaydın demeye varmıyor hala dilimiz.
Ben aslında yaz mevsimini çok sevmem.


Baktığım bir tablo vardır.Gündüz de gece de hep aynıdır iki gözümün penceresinde.
Renkleri değişmez.Soft bir pastellik hakimdir objelerde..
İlkbaharın gelinliği  andıran tül beyazlığındaki tomurcuklu ağaç dallarını görürüm ,bir ara gözlerimi kapatır,her soluduğumda ruhuma neşe veren akşamsefalarının hanımellerine karıştığı ılık rüzgarlı  akşamlarını  bir nefeste içime çekerken baharı sevdiğimi anlarım.
Sadece bir hırkadır üstümdeki o da üşürsem giyerim ,"bari rüzgar çarpmasın" düşüncesiyle yanıma aldığım... ne palto gibi kürküyle omuzlarımı öne eğiltir,ne de kısa kollu bir penyenin yetersiz gelişiyle içimi üşütür sevgili hırkam.
Yorgandan pikeye terfi edilen gecelerde hafif cam açık uyuyabilme lüksünü yaşatır bizlere ilkbahar..
Acaba bir sonbahar akşamı niçin ben sizlere İlkbahar'a duyduğum sevgiyi anlatıyorum?
İnanır mısınız ,bilmiyorum..Daha aylar var önümüzde. Yarıladığımız yağmurlu sonbahar geçecek,kara bir kışın lapa lapa taneleri yüzümüze vuracak ,soğuk tipili  ,boza içeceğimiz uzun kış geceleri geçecek de biz ilkbahara kavuşacağız.
Şimdi sokakların paket taşları  ters dönmüş ,bastığınızda çıtır çıtır eden irili ufaklı pembe,bej çınar yapraklarıyla dolu.Ben hepsine basma arzusuyla kimi zaman nasıl yürüdüğümün farkına varmıyorum bile.
Yağmurluğumun muşambamsı dokusuna aldırış etmeden,dilimde  sevdiğim bir şarkının nakaratını sonlandırıp;mutlaka şedarabana geçiş yapıyorum.Meyana geldiğimde gök gürlüyor,en tiz notada boşalıyor yağmur damlaları.
Sevmek lazım sonbaharı,her mevsimin ayrı bir güzelliği var diye boşuna söylememişler.
"Camları boşuna sildirmişim tüh tüh tüh",demeden,aldığımız sağlıklı nefese şükrederek belki pozitif anlamlar yükleyebiliriz sonbahara.Varsın şemsiye yük olsun elimize,her sert rüzgarda şişsin pardesümüz,saçımız başımız fön tutmasın isterse.
Seviyorum şimdi sonbaharı..
Tüm solgun yapraklara siz de basın benim gibi..Basın ki kel kalan ağaç özlemle ilkbaharı kondursun güçlü dallarına çabucak.


                                       MERVE UTANDI KALKAN-Erenköy          
                                                                        24 Eylül 2014
 

30 Haziran 2014 Pazartesi

VAKİT SAHUR VAKTİ















Pilavın kokusu var,
Mâninin arkası var,
Bahşişimi yollayın.
Gözümün uykusu var....


DÜM DÜM DÜM DÜM


Duvardan kedi atladı,
Bekçinin ödü patladı.
Merak etme bekçi baba
Bey kesesini yokladı....

GÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜMMMMM...

Çok küçüktüm.Annem ile babam yurtdışına konsere gitmişlerdi ben de annemin halasının evinde misafirdim.Değişik bir geceydi.Herzamanki gibi akşam yemeği sonrası meyvelerimizi yemiş,halam ile uyumak için  yatak odasına doğru yol almıştık.Annemi babamı çok özlüyordum ancak halamın oyunları,bana olan aşırı ilgisi,gösterdiği özen öylesine ruhumu okşuyordu ki "annemi babamı özlüyorum " cümlesi dilimin ucundayken ilgimi başka bir yöne çekmeye başarabiliyordu.O gece yine tavşan ailesinin hikayesini anlatmıştı.Sebze ve meyve bahçelerinden ağzı sulanarak geçen tavşanları,sepetini havuç,lahana,kerevizle dolduran anne tavşanı,meyve yemek için sabırsızlanan yavru tavşanların maceralarını uykulu gözlerle dinlemiştim zevkle.Sonra duamızı edip uyumuştuk.Uyumuştuk ama  bir süre sonra sağa döndüğümde halam yanımda değildi.Kapı hafif aralıktı.Salonun ışığı buzlu camla kaplı  olan oda kapısına yansıyordu.


Çocuk ben, şaşırmıştım. Çok mu uyumuştum acaba? 
Bir günü sadece uyuyarak mı geçirmiştim de sabahı görememiştim? 
Sabah ne zaman olmuştu? 
İki üç adım daha attığımda  kafam biraz daha karışmıştı.Çatal bıçak sesleri gelmişti kulağıma.Şaşkın şakın bir iki adım daha atıp salona vardığımda eniştemin ve halamın bana gülümseyen yüzleriyle karşılaşmıştım.Resmen yemek yiyorlardı.Ve bana haber vermemişlerdi.Demekki bensiz yemek istemişlerdi diye düşünürken; masaya doğru ilerledim ve sandalyeme oturdum.Hep aynı yere oturduğumdan o artık benim sandalyemdi.Bir de yastık koyardım üstüne ki masaya ulaşabileyim.Ben de çay içmek istedim.Çayı az ,suyu ılık, açık sarı çocuk paşa çayı.Tam içecektim ki dışarıdan gelen ses de neydi öyle?

GÜM GÜM GÜM GÜM.

DÜM DÜM DÜM DÜM.

Bir erkek sesi boş sokakta şarkı söylüyor,hem de avazı çıktığı kadar.Pencereye yöneldim.Bu geceki merakım ve şaşkınlığım  bitmek bilmiyordu.Eniştem bir kibrit kutusunu boşalttı,halamın getirdiği kağıt parayı kutu boyutunda katladı ve kibrit kutusunun içine yerleştirdi.
"Şimdi bu kutuyu seninle aşağı atacağız,davulcu da alıcak bize teşekkür edecek" dedi halam.Davulcu daha bir coşkulu çaldı,camlar sarsıldı sanki davudi sesinden.Tekrar sandalyeme oturdum.Beni meraklandıran tüm soruları soracaktım halama.
Sahur'u,Ramazan davulcusunu,Oruç'u,mis gibi kokan ramazan pidesini,Ramazanın neş'esini,bereketini,kişiye verdiği huzuru,bereketi,sabırsılıkla sabırın imtihanını,bayrama ulaşırken ki heyecanı,Ramazan'ı uğurlarkenki hüznü,özlemi ben halamlardaki misafirliğim gecesindeki değişik gecede öğrendim.
Yine bir Ramazan gecesi,vakit Sahur vakti.
Sokakta avazı çıktığı kadar şarkı söyleyen bir davulcu var.Gözlerim doluyor,bir yandan da gülümsüyorum.Yıllar öncesine dönüyorum.O değişik geceyi,beni çok seven halamı,beni gördüğünde yüzünde mutluluk ifadesi beliri veren eniştemi düşünüyorum.Nur için de yatın demek o kadar acı geliyor ki şimdi keşke duyabilseniz beni de,ağlamadan salona geçebilsem.


Vakit Sahur Vakti...

HOŞGELDİN RAMAZAN.

                                                                                 MERVE UTANDI KALKAN

                                                                                      30 HAZİRAN 2014

                                                                                İSTANBUL-ERENKÖY

28 Mart 2014 Cuma

"EVETTTTTTTT!!!"




Apartmanın girişinde bizi yıllarca sulu sulu erikleriyle besleyen kısa erik ağacı; renkli çiçeklerle donatmıştı güçsüz cılız dallarını.. Minik bahar dalları çiçek çiçek açılan patlamış mısır tanelerini andırıyordu. 

Buğulu pembemsi ,bembeyaz..

Günler o kadar çabuk geçiyordu ki zamanı yakalamak arzusuyla geceyi sabaha uğurluyorduk  adeta.Odamda hareket edecek bir alan kalmamıştı.Neredeyse tek boş alan yatağımdı.Tüm köşeler kutularla,geniş ,büyük poşetlerle doluydu.

Telaş,heyecan,duygusallık,mutluluk,hüzün,veda,kavuşma hepsi bir arada tüm bedenimi çimdikliyordu. Hazırlıklar tamamlandıkça; dosya kağıdına yaptığım uzun listedeki maddelerin  üstleri  bir bir siliniyordu.

Şeker maşası,sarımsak sıkacağı,tahta spatula,huni,süzgeç aklınıza gelebilecek en ufak nesne bile bu listede kendini gösteriyordu. Mutlaka bir eksik  de kalıyordu tamamlanması gereken.

Ütümüz;  mutfak bezi,çarşaf,yastık kılıfı ütülemekten isyan eder haldeydi.
Ne içindi herkesin seferber olduğu, yardımlaştığı,eşyaların bile strese büründüğü  bu koşturmaca?

"Evleniyordum!"

Evet,annemle,babamla uzun uzun seneler bir arada yaşadığım mekanı bırakıp; bazı özel eşyalarımı  da yanıma alarak,hayatımı çok sevdiğim bir insanla birleştireceğim bambaşka bir mekanda yaşayacak olmanın  hazırlığındaydım. Bu evdeki alışkanlıklarımdan sıyrılmak üzereydim. 

Kimi zaman kopamadığım  yanıma almak istediğim bir eşya, bir giysi bu dev torbalara ağır kutulara koyulmaktaydı.

Duygusaldım..

Heyecanlıydım..

Ev telaşlıydı, odalar dağınıktı..

Odam naylon,kutu odaya dönmüştü.

Karmakarışık duygularla tanışıyordum.

Artık güneşi görmek için sarı perdeyi değil de bebek mavisi perdeyi aralıycaktım. Erik ağacına değil de defne ağacına bakacaktım. En tuhaf geleni de peluş oyuncağa değil de eşime sarılacaktım uyurken.Sofrayı kurmak için çekmeceden üç çatalı gayri ihtiyari alıp, birini  tekrar  yerine koyup iki çatalla tamamlayacaktım masa düzenini.

Çalışma masam, giysilerim, ayakkabılarım, oyuncaklarım benimle birlikte başka bir muhite, başka bir apartmanın dairesine benimle birlikte yerleşeceklerdi. Belki de onlarda heyecanlıydı.

“Evleniyordum!”

Düğün hazırlıkları, eşimle yaşacağımız evin düzeni bitmişti. Apartmanın girişinde yaşamlarını sürdüren karıncaları da bir süreliğine tatile yollamıştım gelinliğime zarar vermemeleri için. Eşim turuncu vosvosumuzu güzel süsletmişti.

O güzel günde giyeceğim prenses modeli çok kabarık etekli, hayal tüllü, duvaklı kar beyazı gelinliğim askıda giyilmek üzere beni bekliyordu tıpkı o çok sevdiğim erik ağacının bahar dalları gibi bembeyaz saf. Sanki duygusallık gözyaşlarım da bahar yağmuruydu damla damla..

Geleneklerden , adetlerden kopamıyordu insan. Bazen sizin için saçma olan şeyleri de istemeden yapabiliyordunuz  o ruh haliyle. Gelin çiçeği kısa saplı, taze güllerle bezeli bir demet olacaktı. Akşam saç spreyiyle sabitlenip kurutulmaya alınacaktı ki uzun yıllar saklanabilsin. Gecenin sonunda bekar kızlara atacağım gelin demeti de farklı olamalıydı. Ben arkamı dönecek, çiçek buketini  dikkatle kapmak için bekleyen bekar kızlara  fırlatacaktım. Çiçeği yakalayan kız en kısa zamanda benim gibi evlenecekti. Gelin teli çiçek demetinden sarkacak, bekar kızlara bu tellerden verilecekti. Nişan kurdelesinden tek farkı bu sefer kurdele gibi teli yutmayacaktı gelin adayı bekar kızlar. Ayakkabıların altına bekar kızların adı yazılacak, gelin damat ile evden çıkarken başlarınndan okunmuş prinçle paranın sarılı olduğu tül kesecikler aile fertlerinin ellerinden başımıza fırlatılacaktı…Hem komikti, hem de yapılması gereken hazırlık listesi maddelerinin sonundaydı tüm bunlar. Ben evden ayrılırken bir gönüllü aile ferdi  kırmızı kalemle maddeleri karalayabilirdi.

“Evleniyordum!”

Baba evindeki son gecemdi. Bebekliğim, çocukluğum, ergenliğim son bulacaktı sabaha. Anneme, babama ne kadar sarılsam da, öpsem de onlara  doyamıyordum. Yatagımdaki son uykum, banyodaki son duşum, sofradaki son yemeğim gibi geliyordu. Saklayamıyordum ağladığımı ,onlar da ağlıyorlardı. Bunun yanı sıra büyük bir mutluluk hakimdi içimizde. Eşim de duygusaldı.

“Biz evleniyorduk!”

Önce parayla prinçli kesecikler fırlatıldı başımıza..Gökyüzüne kaldırdım gözlerimi..Erik ağacı rüzgarla dallarını sallıyordu güle güle dermişçesine. Beyaz gelinliğimin eteğini tutuyordum tek elimle, diğer elim eşimin elini sıkıyordu güvenle, aşkla, sevgiyle.. Girişteki mermer basamakta oturan tombul kedicik de mahsundu gidiyorum diye.. “Geleceğim yine,merak etme,bir balık borcum var sana tombiş kedicik ” diye mertçe söz verdim.

Gülümsüyordum.. Heyecanla benim kadar süslü turuncu vosvosun arkasına sığmaya çalıştım. Gövdem iki koltuğu kaplamıştı bile. Eşim korna çaldı ve hızla gaza bastı. Yolumuzu kesenlere beyaz ,içinde para olan zarflar dağıtıldı.
Fotoğraflar çekildi, konuklar karşılandı, nikahımız kıyıldı, nikah şekerlerimiz dağıtıldı, danslar edildi.

Eşim ve ben birbirimize söz verdik :

"İyi günde,kötü günde,hastalıkta sağlıkta,saygı sevgi çerçevesinde bir arada olamaya,haykırıcasına kocaman "EVETTTTTTTT!!!"dedik.


Düğün bitti, evimize uğurlandık, ailelerimiz bizi yalnız bırakmadı hayatımıza devam edeceğimiz evin kapısının önünde tek tek dizildiler. Sarıldık..

Son iki kişiyle kucaklaşmaya  gelmişti sıra ilk olarak annemi öptüm , kokladım. Babama sarıldım, öptüm onu. Canı gönülden teşekkür ettim her şey için. Üzerimdeki tüm emekleri için. Eşimin sevgi dolu yüreğiyle yüreğimi birleştirmek üzere küçük kız kimliğimle vedalaşarak; merdivenlerden hızlıca ilerledim.

“Biz evlendik!”

                                                                                                   MERVE UTANDI KALKAN

                                                                                                        28.03.2014-Erenköy