25 Ocak 2010 Pazartesi

Chopin "Fantasia"

Ne komik ve ne içli bir hikayesi var benim için Chopin'nin Fantasia eserinin...Teknolojik ve ruhsuz gelebilir böyle önemli bir eserin ben de uyandırdıkları..Bir dönem cep telefonumun melodisi “Chopin Fantasie” idi... Nasıl kavrardı elim çantanın dibinde gezintiye çıkmış telefonumu.Çaldığı anda onun; telefon ekranından bana yansıyan ismi içimi aydınlatırdı. Dünyalar benim olurdu.Kimi zaman bu melodi ben fön çektirirken çalardı. Onca gürültülü metalik sesin arasından duyardım,heyecanla...Zaman dururdu ve sadece onu düşünürdüm..

Yıllar geçti ve ben bu melodiyi bir sürü işin çıkmazında yoğunlukla boğuşurken duyuverdim.Tıpkı o günlerdeki gibi atıverdi kırgın kalbim.Değişik bir histi bu sefer hissettiklerim.Yüreğimde derin bir boşlukta asılı kaldılar ahenk içinde dans eden notalar!

Sevinsinler mi, ağlasınlar mı bilemediler.. Öylece her tuşun sahibi notalar ; sıralarını beklediler, dinlemediler kalbimin sesini, akıp gitti Chopin’nin ünlü Fantasia ‘sı…Chopin’nin Fantasia’sı nasıl çalmaya devam edip,kulaklarımdan süzülüp yüreğime hızlı inişlerle,onu dinleyip üzülmek istemeyen yüreğimi dinlemediyse “O” da dinlememişti beni.

Birgün acı sonla biten bir hikayenin son satırlarını okumuştu bana,telefonda.Kendince güçlü,büyük cümlelerini kurdu aceleyle,ürkek kahvemsi gözlerinin bakışını görebiliyordum karanlık odamda kapadığımda yaşlı gözlerimi.Akmamalıydı lanet damlalar.Ses tonum aynı kalmalıydı, en ufak bir bozulma olmamalıydı.Mümkün müydü peki koca bir acı düğümü boğazımda nefesimi tıkarken?

“Sen kardelen çiçeğisin,üzülmeyi haketmiyorsun,güzelliklere layıksın” sözleriyle; belki her kulağın duymaktan usandığı halde, devleştirdiğimiz,yücelttiğimiz söyleyenin dudaklarından duyulduğunda özel zannettiğimiz ama bir o kadarda sıradan cümleleri kurarak ardına bakmadan, son söyleyeceklerimi duymadan,kapamıştı telefonu, çekip gitmişti hayatımdan kendince.Ne kadar da bencildi. Kaçmak acizlikti. Savaşmaktan korkmuştu, oysa çok da abartılacak,aşılamayacak problemler değildi.

Neden Mona Roza şiirinin en can alıcı dizelerini unutamadı onun sesinden kulağım.Konuşmayı,her konuya bir hikaye anlatmayı severdi.Tonlamaları,sesinin buğusu,alçalması,deli yükselişleri unutulacak gibi değildi. Madem çekip gidecekti de ,gri bir İstanbul akşamında çiseleyen yağmurun altında yeni aldığım parlak küpelerime bakıp “çok zevkli,yakışmış sana” dedi..

Onun karşısında ağzını bıçak açmayan benim suskunluğumu bile bile neden o güzel şiiri bana yazıp hediye etti?

KARDELEN ÇİÇEĞİ

Ve sen gelirsin aklıma...
Ve yıldız yıldız gözlerin...
Şarkılar seni söyler;
Ve sen şarkı söylersin!
Ve sen gelirsin aklıma...
Başka diyarlara kaçarım;
Ve çeker gidersin sonra,
Sen bir hayalsin anlarım!
Ve sen gelirsin aklıma...
Saçların dağıtır beni...
Ve gözlerin hayata inat;
Ve bir şiir anlatır ancak seni!
Ve sen gelirsin aklıma...
Ve sen “kardelen çiçeği”.
Her şey gerçek, sen yalanmısın?
Yoksa sen misin, hayatın tek gerçeği?

F.D 2004-MAYIS


Uzun süre duymadı kulaklarım Chopin Fantasia ‘yı...Suskun ben; hiç okumadım Mona Roza’yı..Takmadı kulaklarım o parlak çiçekli küpeleri bir daha.Herşeye rağmen rahat bakamadım aynada kahve gözlerime o günlerdeki parlak mutluluğu göremem düşüncesinin huzursuzluğuyla .. Grimsi yağmurlu İstanbul sokaklarının toprak kokusunu çok sevmeme rağmen solumadım..Kardelen çiçeği şiirini yok edemedim....Unutamadım.Kaçamadım. Kulakların çınlasın...

24 OCAK 2010-MERVE UTANDI


5 Ocak 2010 Salı

Kırmızı Rugan Ayakkabılarım...



Kırmızı,minik rugan ayakkabılarımı dün dağınık kazaklarımın arkasına sıkışmış bir şekilde dolapta buldum.Eskisi gibi parlamıyor,aşınmış.
Hatta sağ tekinin tokası kopmuş halde.

Gözlerime hakim olamıyorum.Yaşlar süzülüyor damla damla.Yıllar öncesine dönüyorum.Oyun köşemdeyim.Çok sevdiğim annemin bana, aşı olurken hiç ağlamadığım için aldığı bebeğim Minnoş’a küçük plastik pembe tenceremde süt ısıtıyorum.

Bir anda annemin sesiyle masum hayal dünyamdan sıyrılıyorum.Annem:”Hadi bakalım Damla, hemen çıkıyoruz,zamanımız az,gösterin yarın”diyor.Yalancıktan ısınan süt bir köşede,minnoş bir köşede kalıyor ben hemen fırlıyorum.Doğruca annemin koluna giriyorum.Evden çıkıyoruz.Annem telaşlı.Anneannemin bana diktiği kırmızı çiçekli elbisemin altına uyacak bir çift ayakkabıyı alabilmenin heyecanıyla bir vitrinden bir vitrine sürüklüyor beni.

Tüm ayakkabı mağazalarına giriyoruz.Tek tek özenle,bıkmadan önüme bırakılan çeşit çeşit çiftleri deniyorum.Anneme göre ayakkabının kırmızısıyla, elbisedeki güllerin renginin kırmızısının uyumu çok önemli.Ayrıntıları sever annem,zevklidir.Bir an için aklımdan Minnoş’u ne kadar da uyumsuz giydirdiğim geliveriyor gözlerimin önüne.

Büyümeliyim,annem gibi zevkli olmalıyım diye geçiriveriyorum içimden.Yine annemin sıcacık sesiyle doğruluyorum. “Evet , biz bunları alalım” diyor annem satıcıya. Hemen paket yaptırıyoruz.Ardından soruyor annem: “ayakların içinde rahattı dimi yavrum?”diye.
Annem düşüncelidir. “Ne kadar da çok düşünüyor beni, ben ise Minnoş’a başka bir bebeğimin küçük ayakkabılarını zorla giydirmiyor muyum?”diye, mırıldanıyorum kendi kendime.

Eve geliyoruz. Annemi, sıkıca boynuna sarılarak öpüyorum. Teşekkür ediyorum. “Annem olmasa ben o gösteriye çıkabilir miyim acaba ?”diye de düşünüyorum. Ben Minnoş’a hiç hediye almadım, oysa annem her fırsatta bana hediyeler alıyor diyorum.

Bir an irkiliyorum ve dolabın yanından kalkıyorum, gözümdeki yaşlar o güzel yıllarımın zihnimde canlanmasıyla kurumuş. Elim de tokası kopmuş parlak rugan ayakkabımın teki duruyor.

O an karar alıyorum bu satırları yazmaya.Beni mutlu edenin ,duygulandıranın dolabımda rastladığım ; kırmızı çiçekli elbiseme takım olsun diye aldığımız, yıllar sonra dağınıklıkta elime takılan ayakkabılarımın olmadığını düşünüyorum. Ayakkabılar sadece süs. Anaokulunda sahne aldığım gösterinin küçük bir parçası. Anneannemin diktiği kırmızı çiçekli elbisenin tamamlayıcı aksesuarı.

Kırmızı ayakkabılar çocukluğumun rengi!
Kırmızı ayakkabılar ; Minnoş’a süt ısıttığım pembe tencere!
Annemin telaşlı sesi!
Annemin bana verdiği değerin sıcaklığı!
En önemlisi de anneme duyduğum büyük sevgi!
Kırmızı ayakkabılarım!
Kırmızı rugan ayakkabılarım!

Annem her yerdesin sen!
Bazen penceremde saklanan annesiz yavru güvercinin yanında anne sıcaklığıyla durmaktasın, bazen komşunun mutfağından gelen patates kızartmasının kokusunda gizlisin. Bazen ürktüğüm gök gürültüsünün ışığında yüreğinle bana kol kanat geren kuvvetimsin.

Radyo kanallarında o çok sevdiğin şarkının nakarat kısmında gizlisin. Annem; sen kilometrelerce uzakta da olsan bana çok yakınsın.

Okuduğum bir romanın kelimelerinde gizlisin.Seyrettiğim bir filmin başrol oyuncususun.

Özledim seni annem,sen de özledin beni biliyorum.Üniversiteyi kazanıp; geldiğim de bu şehire bırakmak istemedi ellerin ellerimi.

Her sıkıntımda gölgemsin , ruhunla beni takip edensin.Sana yazdığım bu satırlar sevgimin sadece az bir kısmı.

Kelimeler yetmez ki annem.Kırmızı ayakkabılarım elimde.Gözlerimi kapadım.Elim telefonda şimdi sesini duyacağım.İyi ki varsın ve benimlesin..İlk işim ayakkabıları tamire götürmek olucak. Senin gibi bir anne olabildiğim de, seni hep hatırlayacağım.


MERVE UTANDI -OCAK 2010

22 Aralık 2009 Salı

Hoşgeldin..



Milli piyango biletleri, rengarenk süsler, boy boy çam ağaçları, kırmızı kostümlü bin bir çeşit noel baba , noel anne figürleri, noel babalı oyuncaklar, süslü kartpostallar,irili ufaklı boy boy hindiler…

Mağazalardaki cafcaflı süslerin arasından uzayıp giden çılgın hediye kuyrukları, ellerinde bir sürü poşet ve paketlerle dükkanlardan telaşla çıkan insanlar, her duyduğumuzda zil sesleri eşliğinde bizimde farkında olmadan mırıldandığımız jingle bells melodileri, “nereye gidelim? nerede toplanıyoruz? o gece ne yapacağız?”sorularıyla yapılan rezarvasyonlar, planlanan partiler…

Karanlık sokaklarda saatlerce otuz mumluk ampülün ışığında ellerini ısıtan satıcın pişirdiği ;buram buram kokan ve her kokladığımda beni küçüklüğüme götüren huzur verici yanık kestane kokusu…

Uğurladığımız ve gerçekleştiremediğimiz umutlar, modası geçmiş, çılgın , ertelenen hayaller, yeni ayın doğuşuyla tekrar tazeleyip ,yaşatacağımız düşlerin senaryosu…

Tam gece yarısı on ikiye bir dakika kala tüm bireylerin ses tellerini yıpratırcasına “on dokuz sekiz yedi altı beş dört üç iki bir sıfır !”diyerek zıplamalarıyla, farkında olmadan kafalarında taşıdıkları yaldızlı üçgen karton şapkaların fırladığı, bir an için çocuklaşma arzusuna kapılan kuş tüylü düdük üfleyenlerin, gözlerini mor,yeşil,sarı göz maskesiyle gizleyenlerin geri sayımlarıyla ve dışarıdan gelen havai fişek sesiyle “HOŞGELDİN!”diyerek tüm misafirperverliğimizle,kucak açtığımız, mutlulukla kucakladığımız bir yıldır “YENİ YIL”….

Yeni bir yılın gelişini sabırsızlıkla ve merakla beklediğimiz şu soğuk kış gününde tüm insanlığın 2010 senesinde mutlu, huzurlu, sağlıklı, barış dolu bir ortamda yaşayarak; yüreklerinde taşıdıkları tüm hayallerin,iyi dileklerin gerçekleşmesini canı gönülden dilerim…

Yeni yıl belki Noel baba kostümüyle aramızda, belki bir çam ağacın altındaki kare pakette, belki piyango biletinin son iki rakamında, belki pişirilmek üzere tüyleri yolunmuş, kasapta baş aşağı asılı duran bir hindinin butunda, belki de küçük bir kese kağıdının içindeki sıcak kestanede gizlidir…

MUTLU YILLAR…..:)



MERVE UTANDI-ARALIK 2009

8 Aralık 2009 Salı

Sabancı Türk Müziği Korosu Konseri..


SABANCI TÜRK MÜZİĞİ KOROSU KONSERİ
SOLİST:MERVE UTANDI
14 ARALIK 2009
SAAT:19.OO
YER:SABANCI CENTER